ARIT COĞRAFYASININ FARKLI ÖYKÜSÜ

Ruh ufuksuz yaşamaz
Dağ ufkunda mehâbet,
Ova ufkunda huzûr,
Deniz ufkunda tesellî duyulur
Yalnız onda bulur rûh ezelî lezzetini
                                                  Yahya Kemal

    Bölge yüksek dağlarla çevrili bir çanak şeklindedir. Çanağı çevreleyen çok dik ve duvar gibi doğu-batı boyunca paralel dizilen dağların GÜNEY SIRASI daha yüksek, -Karaköy çöküntüsü hariç- kesintisiz, insicamlı ve bir yay gibi iki kolu ile kavuşmak isteyen bir insanı andırırken; KUZEY BOYUNCA UZANANI yükseklik farklılıklarıyla, bükümlü yapısıyla,  zonilarıyla ve birbirine tutunmuş vaziyetleriyle daha çok halay çeken bir insan dizisine benzer.
    Bu iki sıra dağ doğu ve batı boyunca iki taraftan birbirine yanaşarak uzanırlar ki doğuda bu yanaşma tam bir kavuşmayla kesintisizlik sağlarken, batıda dar ve derin bir vadi Arıt Deresi’nin hasretlerine yol vererek devreyi tamamlatmaz ve kendi kavuşmasını ebedi bir hasrete nakleder.
    Fakat çanak içi, küçük dağ ve dağ sıraları/kümeleri ile bunlar arasındaki vadilerinden oluşan çok engebeli bir arazidir. Kızıl renkte, kayran yapılı küçük dağ oluşumlarıdır bunlar. Aralardaki vadilerde mutlaka temiz ve billur gibi suyuyla bir serin dere çağlar.
    Bütün vadilerin açıldığı ve derelerin yöneldiği, 1-2 km genişliğinde çanağı oluşturan sıradağlara paralel ve bölgenin en derin yeri olarak ana vadi vardır. Ana Dere’nin eşlik ettiği, asfalt yolun geçtiği ve daha çok nüfusun/yerleşimin bulunduğu ana vadi çanağın ortasından bölgenin tek düz arazilerini bağrında saklayarak kıvrıla kıvrıla uzanır. Bu hatta MEYDAN BOYU denir. Derenin ninnisi (ezgisi) ile uykuya dalmış tek yer…
    Bölgenin dar ve kanyona benzer bir geçitten suyu tahliye olmakta ve ulaşımı sağlanmaktadır. Sanki Ergenakon’da demirin erimesiyle açılan gedik burasıdır. Atalarımız bu Ergenekon’a benzer  yurdu derenin kılavuzluğunda ilk buradan geçerek mi bulmuşlardır bilinmez ama bugün araçların yükünü bu rampaya göre ayarladığı Arıt yolunun ÇÖME adıyla bilinen Arıt deresinin solundan, Arıt çanağının kuzey duvarını oluşturan sıradağların başlangıçında ve Kayadibi denen yerden, ta dipten başlayıp eteğe doğru çıkılan (kuzeyden gelen dağ sırasının bittiği yerde dipten eteğe doğru çıkılan) YOKUŞU, sağdaki derin uçurumu kollayarak ve yükselerek geçersiniz ki geçmekle de çok özel bir yere girdiğinizi hemen fark edersiniz. Artık başka bir hava, su ve iklim diyarındasınızdır.
    Yeşilin başka yerlerde göremeyeceğiniz tonları dolaşır durur arazi üstünde ışıkla oynaşarak. Mevsimler hiçbir yerde buradaki kadar belirgin değildir manzara kozuyla. Ciğerlerinizde hafif bir yanma duyarsanız çektiğiniz havadaki oksijenin çokluğundandır. Özellikle kır boylarının havası çok hafif ve dinlendiricidir. Uykudan dinç uyanırsınız. Günün yorgunluğunu kısa bir uyku ile üstünüzden atabilirsiniz.
    Eşiğinden adım attığınız HAVZA; kayık, tekne gibi bir deniz aracına benzetilebileceği gibi “DAĞ DORUKLARI”, “KIR BOYU” VE “MEYDAN BOYU” bölümleri ile birbirine dönük ve paralel konmuş iki banka ya da baş/omuz/gövde silueti ile yan yana duran iki insana da benzetilebilir.
    Doruklardan “KIR BOYU”na kadar olan bölüm çok dik, sap ve ormanlıktır. Dağların gövdeleridir bunlar. Dağlar ki hep bir zirve bulundurur bünyesinde. Hayatın timsali zorlu, güç, çetin ve kayıplar verilerek  ulaşılan hedefler… Çeker insanı kendine doruklar. Önce bir ışıktır sizi kendine çağıran. Engeller küçülür gözünüzde. Dizinize derman gelir. Nefesiniz açılır. Elleriniz kedi pençesi oluverir. Yeter ki hedef koyun kendinize. Yeter ki hedefiniz zirveler olsun. Artık orada enginlerin üstünde bir kartal gibisinizdir. Süzülmek gelir içinizden.
    Dik dağ gövdelerinden sonra dağların etekleri sayılabilecek dikliğin azaldığı meyilli araziler gelir. KIR BOYU olarak adlandırılan bu hattın müsait yerlerine köyler kurulmuştur. Bir tarladır evin kurulacağı yeri tayin eden. Dağınıktır evler birbirinden. Düzlüğe hasret buradaki yerleşimler bölgenin balkonundaki köyleridir. Kuzey ve güney boyunca inci gibi dizilmişlerdir araziye. “Güne yamaç” kuzey hattı boyunca daha çok köy bulunmaktadır. Güney yakada “kuz” özellikleri görülür.
    “MEYDAN BOYU” ile “KIR BOYU” arasında kır boyunun yüksekliğini aşmayan hatta ona tampon vazifesi gören ve genelde “KIRAN” olarak adlandırılan küçük dağ kümeleri ve sıraları ile bunların arasındaki vadilerden oluşan ikinci dağlık bölge yer alır ki bölgedeki ormanın önemli bir kısmı da buralardadır. Vadi içlerinde dere kenarlarında, eteklerde yer yer tarım arazilerinin de bulunduğu yerlerdir buralar.
    “MEYDAN BOYU” 10 km’den fazla uzunlukta, kırmızı toprak yapısında bir kulağı Arıt Deresi’de, diğeri dağlardan uğuldayarak akıp gelen rüzgarda buranın şehirli ve şartları kısmen kolay hayatını temsil eder gibidir. Birkaç km’de bir köy karşılar sizi. Kızılırmak’tan daha kızıl dere rehberiniz olur. Yol bir köy için bile yetersiz oluşuyla şaşırtsa da sizi, bundan yakınmayın sakın. Ataların kazma kürekle yaptığı ortak çabanın eseridir o. Hala kullanır olmasından Arıtlı gurur duyar onunla. Bu bölgeye devlet hizmetleri, ya ülke genelinde yürütülen bir projenin/hizmetin tamamlanması için zorunlu olarak ya da bir doğal afetten kaynaklanan merhamet hissi ile gelmiştir. Ormandan istifade etmek için “Orman Bölge İşletmeleri” tarafından açılan yollar ki bazı köyleri yola kavuşturmuştur. Hala böyle açılmış yollara bakım, onarım, taşlanma yaptırılmak istendiğinde vatandaş kurumlar arasında mekik dokutturulup muhatapsız bırakılmakta.
    Yolculuğunuz sırasında kırboyu köylerinin yol ağızlarını görürsünüz. Davetlerine sonra icabet edersiniz. Meydan boyu yolculuğunuzun ilk durak yeri ARIT’tır.
    Her çevre bir çekim, bir harmanlanma yeri olarak kendine bir merkez seçer ya da kurar. Bölgedeki araziye dağılıp onlarca köy kuran atalarımız da kendilerine böyle bir yer belirleyerek orayı merkez yapmışlardır. İşte buraların merkez yeridir ARIT. Modern bir şehirden bir küçük bir numune/kesit gibidir. Şirin bir yerdir. Arıt deresi geçilerek şehir merkezine girilir. Sağında küçük bir tepe burayı kuranlara ayna gibi kendi eserlerini seyretme olanağı verir. Bir nevi teras konumundadır.
    Kahveleri, dükkanları, diğer alış-veriş  ve iş yerleri ile haftanın her günü çevre köylerden gelenler insanları görebilirsiniz burada. Özellikle Pazar günleri kurulan pazar için çevre köyler buraya akın eder. Tam bir panayır yerini andırır Arıt’ın pazarı.
    Öyle ki Arıt pazarı 80’li yıllara kadar “Yukarı Sal” olarak adlandırılan kuzey hattın arkasındaki köylerce de kullanılmıştır. Çöpbey Köyü’nün üst kısmında Karadere’ye dönmeden direk çıkarak dağların zirvelerine yakın yerde Soğancı adı verilen bir çöküntülü yere ulaşılır. Buraya kadar arazi ulaşıma çok müsaittir. Kısa bir yol ile zirvenin  Devrent Tepesi denene geçit yerine ulaşılır. Arka taraf yolu sağa yönelik olarak daha zorlu patika yoldan “Yukarı Sal” köylerine ulaşılmış olur. Kanaatimizce Türk yerleşimlerinden önce iç bölgelere ticaretin Arıt üzerinden Uzunçarşı’ya, oradan da dağ aşılarak Ulus tarafına geçirilmesinde kuzey hattını aşmada kullanılan yol burasıdır.
    Arıt’tan sonra Meydan Boyu hattındaki yolculuğunuzun son durak yeri “AYDINLAR”dır. Aydınlar, o çevredeki köylerin “merkezi” konumundadır. Burası için “Saman Pazarı” ya da “Kuma” adlandırması da yaygındır.
    Burada “Meydan Boyu” hattının sonuna, kuzey ve güney “kır boylarının” kavuştuğu yerin dibine gelmiş olmanın yanı sıra Sarıkaya’ya yaklaşmış olmak da ayrı bir heyecan verir size.

    Arazi tam bir tesettür içindedir, nesi varsa gizler. Taşını, toprağını, canlısını-cansızını… hep gizler. Sürekli gizler. Tek SARI KAYA kendini ay gibi her yerden gösterir. Bütün platoyu dik başıyla izler durur. Dağların şahıdır o. Bir erkân ile her şey onun huzurundadır. İki sıra dağ yay gibi bükülüp ona biat ederken doğudaki hat da kavuşmuş olur.
    Sanırız ki “Antik Dönem”de buradaki bir çok mitolojik hikayeye baş kahramanı olmuştur. Çünkü o, buranın Olympos’udur. Belki de, Zeus’un bakan yüzüdür.
    Evliya Çelebi gelip görseydi ne derdi acaba? Kanaatimizce Seyahatname’sine bir cilt ilave ederek buraları, bu dağı anlatırdı.
    Şimdi o, yılın büyük bir kısmında vakit vakit dumanları başına çekerek ak takkesiyle evin dedesi gibi yaşlı gözlerle, gelip geçenleri mi düşünür, yoksa göçle birlikte sönen ocakların dumanı çıkmayan bacalarını mı gözler bilinmez.
    Her sabah güneşi salarak günü başlan odur. Salmasıyla da güneş onun üstünden göklere bayrak gibi yükselir. Ve günün sonunda (bir tarafta o, diğer tarafta güneş araziyi şöyle bir gözden geçirdikten sonra solgun bakışlarla göz göze gelirler ve) güneş kayıp giderken solgun ışıklarıyla son kez ona dokunur . Belki de kısa bir ayrılığın vedasıdır bu. Geceleri ay mı doğar, o mu bulunduğu yerden yükselir fark edilmez. Sarı bir büyü gibi sarhoş bir mehtap muştulanmıştır artık. Bütün arazi Nuh’un Gemisi olur, mehtap boyunca salınır durur.
    Bu coğrafya mağara yönünden fakirdir. Bitki örtüsünün sürekli parçalama, ufalama, dönüştürme özelliği ve bitki ve ağaçların yaprak ve gövdelerinin çürümesi ile kaya kovukları toprakla dolmuştur. En ilginç mağara Karadere zonunun başladığı yerden güneye doğru uzanan dağın birden kesilmesi ile oluşmuş taş bir yüzün ortasındadır. Kovuk Kaya’ya adını da o vermiştir. Ayaklarını Değirmen Deresinde serinleten bir aslan gövdesini andıran bu dağın taş yüzü, Çöpbey Köyü’nün Sarı Kaya’sıdır. Köyün sahibi gibi önce o karşılar geleni. Kuzgun kuşlarına barınak vazifesi gören nadir yerlerdendir. Mermer yapılı taştan olan kaya yüzü on metrelik yatay kırık hatlar ile yükselirken doğal patikalarla kovuğa ulaşılabilir. Çok zor ve tehlikeli fakat denemeğe değer bir tırmanıştır bu.
    Her coğrafyanın bir dili vardır. Yaşanılan coğrafyanın dilinden anlamak gerekir.
    Bölgeyi çevreleyen yüksek dağların dik ve yer yer sarp gövdelerinden sonra başlayan yamaçlardaki müsait yerler ile vadi aralarında birkaç tarım arazisi hatırına yerleşmiş beş on ailelik şirin köyler için günün ve mevsimlerin işlerini sıralayıp yapmada, zamanı belirlemede güneş ile dağların dansı kılavuz olur.
    Bir dağ eteğinde kurulu olan kır boyu yerleşimlerinde yaşayanlar için her şey dağlardan takip edilir. Kıbleleri her köy/ev için bir dağa ve o dağın bir iz ve işaret taşıyan yerine doğrudur. Güneş bir dağdan doğar ve gün boyu bir dağı hizalayarak yine bir dağa batar. DAĞLARIN HATTI SAAT, GÜNEŞ SAATİN GÖSTERGESİ OLUVERİR DE BİR SAATTEN BAKILIR GİBİ GÜNÜN VAKTİ TAKİP EDİLİR. Güneşin doğuş ve batış noktalarındaki kaymalar ile mevsimler çok rahat takip edilir. Takvim olmuştur bu sefer bu işaretler. Hele gölgeler, gölgeler… Heybetli dağlar, derin vadiler, gür ormanlar diyarında gölgelerin anlamı da büyüktür. Işık kadar gölgelerin de hakimiyeti vardır. Ve onların dansı yaşayanlara zamanı fısıldar durur.
    Rüzgarın esiş hızı ve yönü; havanın bulutlanma şekli, dağları saran ya da derelerden çekilen dumanların geliş ve gidiş yönleri hep havanın durumu için bir anlam ifade eder. Hatta hayvanların davranışlarında bile böyle anlamlar bulunur.
    İşte buraların sakinleri yaşadığı coğrafya ile uyumlu ve onun dilini çok iyi çözmüştür. Bu yaşam tecrübeleri nesilden nesile aktarılırdı.
    “NE YAZIK! DOĞMUYORUZ ŞİMDİ O TOPRAKLARDA!”

::::Yazarın diğer yazıları için isminin üzerine tıklayınız:::: 

Zircon - This is a contributing Drupal Theme
Design by WeebPal.