GÖÇ HİÇ MASALI

TEKERLEME
Önce patikalar kaybolur. Oysa onlar hep yol olma hayali kurarlar. Patikalar hep yola hasret, yolcuya hasret. Oysa onlar yolcusunu tam kucaklar ve samimidir ona karşı. Damarlara açılan kılcal damar gibi hayatidir. Doğal imarlı ilk eseri canlıların. Ayakların kardığı harçtan ilk doğal yapı, keşiflere açılan kapı. Nereye götürdüğünü, neleri götürdüğünü gizlemek hüneri. Patikayı kaybedersen yolu da kaybetmiş sayılırsın. Patikasını kaybetmiş yol patikadır. Patikalar kapanmışsa evler boşalmış demektir.
MASAL
Bir zamanlar bir gurup aile tarım, hayvancılık ve ormancılık yaparak geçinebilecekleri çok güzel Ergenekon gibi bir yurt bulmuşlar. Huzur arayan insanların saf yüreklerine arı bir yermiş burası… Adı ARIT” olsun demişler.
Bir ülke topraklarının alınmasında ve korunmasında hep en ön saflarda çarpışmış ve çarpışan -çoğunun ismi esamesi unutulmuş- şehit ve gazisi çok vatanperver insanlar, yurt tutarken de zorlu coğrafyaları sever ve seçer.
Çalışmayı çok seven, vatanın kapılarını açtıktan sonra imarını da yapan bu didişken insanlar yüzyıllarca güzel güzel geçinmişler bu topraklarda. Arazinin her karışını değerlendirmişler. Tek sıkıntıları tarım arazilerinin çok kısıtlı olmasıymış. Çoğalmışlar, köyler oluşturmuşlar. Arazi sıkıntısından dolayı geçimde zorlanma olursa aile reisi Zonguldak TTK İşletmelerine işe girer, ailesi yine köyünde oturur, tatil ve istirahatlı günlerinde gelir, işlere katılırmış. Zaten kadınların her işi yaptığı, ailenin daha geniş akraba ile oluştuğu düşünülürse işlerin yürümesinde çok aksama olmazmış. Önceleri çok da rağbet görmezmiş madende çalışmak. Bir zamanlar iş yaşındaki erkeklere madende çalışmak zorunlu tutulurmuş. Oysa kendi kendine yeten, parayı pek kullanmayan bir yaşantıymış onlarınki. Sağlık güvencesi ve emeklilik de pek umurlarında değilmiş. Çünkü onlar sağlıklı insanlarmış ve yaşlılarına bakmakta da çok titizlermiş. Masallardaki gibi bir yerde masal gibi hayatlar yüzyıllarca sürüp gitmiş. Gitmiş ama sonsuza kadar değil.
Tarım, hayvancılık ve ormancılık üçgeninde ortaya çıkan aksamalar, paranın daha çok kullanılmaya başlanması madene talebi artırmış, yurt dışına işçi alımına rağbet edip “gurbetçi” olmaya başlamışlar. Çocuklarını okutmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan bölge insanı için okuyup memuriyete atılma da bir çıkış yolu olarak görülüyormuş.
Para, gözle görülür değişiklikler meydana getirmiş. Ahşap evlerin yerine beton evlerin yapılması ile inşaat sektörü patlama yapmış. Bölge altın çağını yaşamış beş on sene. Bir toparlanma olmuş. Özal da ülkeye aynı şeyleri yaşatıyormuş galiba. Devlet de ülkede pek az yer kaldığı için ta buralara kadar elektrik getirmek zorunda kalıyormuş. Araçlar hızla çoğalmış. Yeni yollar yapılmış. Hayatlara giren yeni yaşam unsurları, değişen tüketim alışkanlıkları toplumu gittikçe dışa bağımlı hale getiriyormuş. Ulaşım, iletişim imkanlarının gelişmesi etkileşimi de artırmış. Nesiller arasında daha bir fark görülmeye başlanmış.
Bütün bu değişimler daha çok paraya dayalı bir hayatın nizamını kurarken çiftçinin yerini maden işçisi, gurbetçi, memur almaya başlamış. Emekli olmak ise büyük keyif.
Madene işçi alımı zorlaştı ve kısıtlandı. Yeni gurbetçi olmak mümkün değildi. Kapıları aşındırmak boşuna… Ormana devlet sokmaz, hayvancılık para kazandırmaz, tarım arazileri çok kısıtlı ve yaban domuzunun bölgede görülmesi ile var olanın da faydası yok. Zaten traktörle sürmeye, gübresini vermeye, ekini harman makinelerinde işlemeye para gerekecek fakat bundan hiç para kazanmadan kendisi tüketecekti. Parasız nasıl yaşanırdı ki…
Üretmeden tüketmek olmaz. Artık yolun sonu görünüyordu. Yüzyıllarca süren düzen bozulmuştu bir kere. Hayat mahrekinden çıkmıştı.
Bir zamanlar gece gündüz gürül gürül çalışan; buğdayın, mısırın bereket bereket serpildiği değirmenlerde taş dönmez, çuvallar dolmaz olmuş. Haftaları bulan sıralar erimiş. Yollar tenhalaştıkça tenhalaşmış. “Hak değirmende olur” diyenler, saçı sakalı değirmende ağartanlar bir bir taşı durdurmuşlar, kapıyı çekmişler, yol vermişler suya. Artık zaman “Değirmenden Mektuplar” yazma zamanıymış. Artık zaman başka yerde “zaman” öğütme zamanıymış.
70’li yıllardan sonra başlayan değişim, 80‘li yıllardan sonra geçim kaynaklarının önünün tıkanması 90’larda yaşanan göçü, göç de yaş ortalaması yüksek ve büyük bir oranda emekliler sayesinde ayakta durabilen bir nüfus bırakır geride.
Bu çok güzel coğrafya neşesiz, sessiz günden güne gömülür içine. Doğa istilacıdır. Atalar en çok onunla boğuşmuşlardır bu coğrafyada. Artık o da rakipsiz kalmıştır. Dev gemi gittikçe suya batar. Baraj sularının yükselmesi gibi her geçen gün patika, yol, tarla gömülürken evler ıssız, soğuk çehreleriyle somurtarak ve korkarak bu manzarayı izler. Daha şimdiden bir zamanlar otların bile bitmeye fırsat bulamadığı kapı önlerinde böğürtlenler büyümektedir. Dikenler elinize batarsa da daha çok yüreğiniz acır ve kanar. Bir meyve boğulur çalıların arasında, bir meyve yaşlanır ve yeri hemen istila edilir.
Bir tarla vardı ormanların arasında. Ekilip biçilirdi bir zamanlar. Kışın karın altında bembeyazdı yeri. Bu yaz küçücük gördüm onu. İlkbahara taşınacakmış dediler.

SONUÇ
Gurbette, üç kişi arasında şöyle bir konuşma geçer:
- Arkadaşlar benim için her zaman bir umut var. Bir gün gelecek kovacağız alçakları ve her şey eskisi gibi olacak…
Çünkü onun memleketi İŞGAL altındaymış.
- Beyler, benim için öyle bir umut yok ama biz çoktan kabullendik bu durumu. Hem kayıplarımız aşağı yukarı telafi edildi.
Bu kişinin memleketi de BARAJ SULARI altında kalmış.
- Hiç, hiç, hiç…
İnler gibi bu sesleri çıkarabilen üçüncü kişi HAYAT ŞARTLARININ ZORLAMASI ile yerlerini, yurtlarını bırakanlardan biriymiş sadece.
Göç için hiçbir teselli cümlesi yoktur. O başkasına yarayan bir şeydir. Gidilen yerlere rant sağlar. Gelenlerin kendi değerleri sıfırlanırken…
Önce pimi çekilmiş bir bomba atıldı ortaya. Herkes can havliyle kendini bir tarafa attı. Toz duman yatışmaya başladığında kimseden, hiç kimseden ses seda çıkmadı; bir haber alınamadı.
****************************
“Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden / Bir çok seneler geçti dönen yok seferinden.”

“Mehlika Sultan’a âşık yedi genç / Seneler geçti, henüz gelmediler
Mehlika Sultan’a âşık yedi genç / Oradan gelmeyecekmiş dediler.”
Y.Kemal

::::Yazarın diğer yazıları için isminin üzerine tıklayınız:::: 

Zircon - This is a contributing Drupal Theme
Design by WeebPal.